Cemil Meriç, kültür kavramına Avrupa’dan gelen her şeye baktığı gibi bir yabancı olarak bakar. Bu kavramdan bir “hilkat garibesi” olarak bahseder ve iddiasını Avrupalıların dahi ortak bir tanımda karar kılamadıklarını söyleyerek destekler. Üstelik kültürü insanı dini ve dünyevi olarak ikiye “parçalamakla” suçlar. Bunu Avrupa’nın takındığı vahşiyane tavırları meşrulaştırmak için yaptığını düşünmüştür. Bütün bu sebeplerden dolayı kültür kavramının Türk toplumunun özünü oluşturan İslam’la uyuşmadığına ve irfan kavramının kullanılması gerektiğine karar vermiştir. Meriç, yazılarının çoğunda Avrupa’nın yürütmekte olduğu kültürel emperyalizm hareketine karşı duyduğu öfkeyi ifade etmiştir. Şiirsel üslubuyla yazdığı bu fikir yazılarında hiç bir şekilde ılımlılığa kaçmamış ve Avrupa ve ona özenen aydınları eleştirmiştir. Tanzimat devrinden beri Avrupa’nın fikir ihraç ederek Osmanlı’yı bir kültürel yozlaşmaya sürüklemeye çalıştığını söylemiş ve aydınların bu özleriyle uyuşmayan fikirleri kabul etmelerine duyduğu kızgınlığı ortaya koymuştur. Onları Hristiyanlıkla İslamı aynı kefeye koyup Fransız devrini taklit etmeye çalışmakla suçlamıştır. Oysa ki sınıfsal sistemin hamisi olan kilise ile İslam tam bir tezat içerisindedirler. Yani İslam’a karşı yapılan her hangi bir hamle toplumun çöküşüne alet olacaktır.